Mail listemize katılın

Yeniliklerimizden, sürprizlerimizden anında haberdar olun!

Hikayem

 

Aile geçmişimde ne ünlü aşçılar, ne beslenme uzmanları ne de girişimcilik ruhu var. Benimkisi “içimden” geldi. Onaltı yıl reklam yazarlığı yaptıktan ve kendi reklam ajansımı kurduktan sonra baktım ki olmuyor, işin içinde bir akış, kendiliğindenlik yok, hep bir şeyleri zorluyorum, sabahları şevkle kalkmak yerine karnımda bir ağrı ile uyanıyorum.

Kendime sordum: Ne yapmak istiyorum? Beni ne mutlu eder?

Aldığım cevap şu oldu: İnsanların hayatına değer katan markalar için çalışmak keyifli evet ama insanların yaşamına değen ben olmak istiyorum! İnsanlara faydalı olacak, güzel ürünler üretmek istiyorum.

Peki ne üretecektim? Bunu bulmak için çok uzağa gitmedim. Seksenden fazla markanın reklamını yapmış, birçok sektörde çalışmıştım: Bankacılık, gayrimenkul, mobilya, otomotiv, giyim, iletişim, beyaz eşya, havacılık, turizm, lojistik, kozmetik… ve gıda!

Gıda markaları beni her zaman daha çok heyecanlandırıyor, keyif veriyordu. Zaten sağlıklı yaşamaya ve beslenmeye “doğal” bir merakım da vardı. Katıldığım festivaller, workshoplar, okuduğum kitaplar, takip ettiğim bloglar, seyrettiğim programlar, denediğim tariflerle yıllar içinde fark etmeden bu konuda kendimi geliştirmiştim.

Gıda endüstrisinin ne hale geldiğini bildiğimden mümkün olduğunca işlenmemiş, katkısız, organik yiyecekler yiyordum. Kola, cips yakınımdan bile geçmezdi. (Markette herhalde pas geçtiğim tek yer yanar döner paketlerdeki abur cubur reyonudur.)

Gıda intolerans testi yaptırmak da aydınlatıcı olmuştu benim için, vücudumuzun hangi yiyeceklere nasıl tepki verdiğini, ne yemem, ne yememem gerektiğini anlamıştım. Mesela glüten, candida denen arkadaşlarla orada tanışmıştık; sindirime yardımcı olsun diye yediğim yemeklere özellikle bakliyatlara sürekli eklediğim için kimyonu çok yararlı olsa da artık vücudumun tolere edemediğini öğrenmistim. Herşeyin çoğu zarar, azı karar diye boşuna dememişler…

Spor yapmayı sevdiğim için düzgün beslenmek de benim için önemliydi. Protein, karbonhidrat, yağ dengesi; Omega 3, D vitamini, probiyotik takviyeleri…

Organik pazardan, organik ürün satan marketlerden, internet sitelerinden ya da atadan dededen kalma geleneksel yöntemlerle üretim yapan güvendiğim, bildiğim çiftliklerden alışveriş yapıyordum. Mevsimine göre beslenmeye çalışıyordum. Excel’de yemek listeleri oluşturmuş, yüzlerce tarif biriktirmiştim. Yemek dergilerinde gözüme kestirdiğim besleyici tarifleri koparıp koparıp klasörlüyordum.

Faydalı olduğunu düşündüğüm ne varsa almış, pişirmiş, tatmıştım.

Ekmek makinesinde ekmekler, Actifry’da sağlıklı kızartmalar, keçi sütünden kefirler, canı çok tatlı çeken biri olmasam da unsuz, şekersiz tatlılar yaptım. Nerede yeni bir ot, sebze buldum, internetten tariflerle denedim. Mehmet Öz’ün programında görüp sabah kahvaltısında kendi yaptığım badem sütüne çiğ sebze, meyve ve yararlı yağlar katarak smoothie’ler hazırladım. Kursa falan gitmeden tariflere bakarak suşi yapmayı öğrendim. Eşimin yaptığım ilk suşiyi gördüğünde yüzündeki şaşkınlığı anlatamam :) Aaa sen mi yaptın? Hadi canım! Sanki restorandan gelmiş gibi...

Elbette eşim Şafak evdeki ilginç denemelerimin kibar ama dirençli kahramanı:)

Zamanla onun da gönlünü çelecek yiyecekler yapmayı başardım. Keşfetmeyi sürdürdükçe zerdeçal, kinoa, avokado, zencefil, çörek otu, haşhaş, susam, hindistancevizi yağı, kişniş, keten tohumu, keçi boynuzu, kabak çekirdeği, ısırgan otu sevdiğim lezzetler oldu (bu aralar favorim organik et, tavuk ve sebze suları…)

Ne yalan söyleyeyim bu yeni ve sağlıklı olan yiyecekleri bulma merakım beni bebek maması yemeye kadar götürdü. Bundan bir 8-9 sene önce taze yaban mersini bulmak mümkün değildi, ben de yaban mersini çok faydalı diye okumuştum. Baktım bebek mamalarında var hem de organik, afiyetle aldım yedim birkaç sefer. Suşiden sonra olduğu için eşim bu duruma o kadar şaşırmadı sanırım.

Bu arada lezzetten ödün vermeyi hiç düşünmedim. Ağzımın tadını hep bildim :)

Bir kere baba tarafım Hataylı, annem Yugoslav göçmeni. Bu iki mutfağın lezzetleri ile küçüklükten beri tanışığım. Ailemde yemeğe bir düşkünlük var çünkü yemekte ve sonrasında da sürekli yemek konuşuyoruz :) Evet bu gerçeği yadsıyamam.

Küçükken daha sabah kahvaltısında babamın yaptığı kısır, küflü çökelek salatası, közlenmis yoğurtlu patlıcan, humus, zahter salatası, yeşil zeytinli maydanoz salatası, oruk, kaytaz böreği gibi birçok insanın ya rakı sofrasında meze diye yediği ya da akşam yiyebileceği lezzetleri afiyetle yerdik.

Ananemin Yugoslav böreğini, pişilerini, kaymaçinasını (krem karamel); ajvar, pita ekmeği gibi Balkan tadlarını  unutmuş değilim. Annemin de hakkını yemeyeyim, yeni lezzetlere açık olma ve değişik malzemeleri deneme cesaretim ondan geliyor.

Kuşadası
Kuşadası'nda hunharca kahvaltı...
Ağzımın tadını temsilen
Ağzımın tadını temsilen
Reçel sevmem ama bu lavantalı harikaydı!
Reçel sevmem ama bu lavantalı harikaydı!

Hal böyleyken ben de insanlara kendilerini iyi hissettirecek, sağlıklarına katkı sağlayacak, gönül rahatlığı ile yiyebilecekleri, tadı da şahane olacak ne sunabilirim diye araştırmaya başladım ve karşıma “filizlendirme” çıktı.

Doğanın bize sunduğu bu minicik bakliyat, tahıl ve sebze tohumlarının özlerinde ne kadar faydalı ve tadlarının şahane olduklarını biliyordum. Daha önce salatalarım için birkaç sefer buğday ve mercimek filizlendirmiştim ama iş hayatından vakit bulup da devamını getirememiştim. Ve tamam dedim işte bu! Çünkü kalbimin atışları hızlanmış, kulaklarım uğulduyordu. Çoğu zaman güzel fikir bulduğumda vücudum böyle tepki verir, oradan anlarım doğru yolda olduğumu.

Zihnim değil kalbim devredeydi. Doğal ve sağlıklı beslenmek isteyen birçok insan var, hatta bu insanlar çoğunlukla benim gibi kadınlar. Onların da hayatlarında üstlendikleri birçok sorumluluk var, çocuk, eş, iş, ev... Zamanları çok kıymetli. İstedikleri besleyici, doğal gıdaları hazırlamaya ben emek ve zaman harcasam?

İşe nohut, yeşil-kırmızı mercimek, karabuğday, buğday, maş fasulyesi, bezelye ve barbunya filizleri ile başladım. Hem araştırdıkça hem de yetiştirmeye başlayınca filizlere olan sevgim ve hayranlığım daha da arttı. Onlara "Mikro Herküller" diyorum, çünkü gerçekten ufacıklar ve çok güçlüler. Tabii ki bu daha başlangıç! Filizlendirdiğim yeni tohumlar da var, başka sürpriz tadlarım da… 

Gönlümden geçen onlarca fikri hayata geçirmek için sabırsızlanıyorum.

Sizden gelecek geri bildirimlere, desteğe de ihtiyacım var, sizinle birlikte yoğurulacak bu yolculuk. Lütfen her türlü düşüncenizi benimle paylaşın. 

Bu arada markama “Doğaçlama” adını hem doğanın sunduğu sağlıklı besinlerden bambaşka lezzetler ve şifalar yaratmak istediğim hem de içimden gelene kucak açarak yaşamayı seçtiğim için koydum. Ne yapıyorsak zorunluluktan değil sezgimize güvenerek, özümüzden gelerek deneyimlemeyi değerli buluyorum.

Bu nedenle Doğaçlama’nın içimizden geldiği gibi yaşamamıza katkıda bulunan; yükümüzü, ağırlıklarımızı bıraktırıp hayatımıza spontanlık, oyun ve sürpriz katan bir marka olması en büyük niyetim…

Sepetinize 150.00 TL daha ürün ekleyin, kargonuzu Ücretsiz gönderelim.
Sepetinizde ürün bulunmamaktadır